Dinleyici bir şarkıda sözü ünlülerden değil ünsüzlerden anlar. Ünlüler sesi taşır ve tınıyı belirler; ünsüzler ise sözcükleri birbirinden ayırır. Bu yüzden anlaşılırlık çalışması doğrudan dudak ve dil hareketinin netliği üzerine kurulur.
Şan söylerken ünsüzlerin zayıflaması iki nedenden olur. Birincisi, ünlüleri korumak adına dudak ve dil hareketinin en aza indirilmesi; ikincisi, cümle sonlarında havanın azalmasıyla ünsüzlerin sesi kesilmesi. İkisi de çalışmayla düzeltilir.
Ünsüzlerin fazla vurgulanması ise ters yönde bir sorun üretir. Aşırı belirgin ünsüzler ezgiyi parçalara böler, legatoyu bozar ve söyleyişi mekanik gösterir. Ölçü, ünsüzün duyulacak kadar net, ezgiyi kesmeyecek kadar kısa olmasıdır.
Türkçenin kendine özgü güçlükleri vardır. Sözcük sonlarında sık görülen ünsüzler ve ünsüz kümeleri, hızlı tempoda söyleyişi zorlaştırır. Bu yüzden Türkçe dağar üzerinde çalışan kursiyerlerde ünsüz netliği ayrı bir başlık olarak işlenir.
Lamperti ekolünün nefesi merkeze alan öğretisinde telaffuzun tekniğin ayrılmaz parçası sayılması bu yüzdendir. Lamperti'nin öğretisini derleyen kitapta yer alan bir ilke, odaklanmış titreşimin, belirgin telaffuzun ve sıkıştırılmış nefesin birbirinden ayrılmaz biçimde bağlı kalması gerektiğini söyler.
Çalışma yolu yavaş tempo ve abartılı hareketle başlar. Kursiyer cümleyi aşırı belirgin ünsüzlerle söyler, ardından hareketi kademeli olarak azaltarak doğal ölçüye yaklaşır. İki uç arasında kalan orta nokta, aranan netliktir.
Şan derslerimizde diksiyon çalışması, nefes ve tını çalışmalarıyla aynı derste yürütülür. Kursiyerin kendi kaydını dinlemesi hangi sözcüklerin kaybolduğunu doğrudan gösterir ve çalışma bu tespit üzerine kurulur.