Yirminci yüzyılın ortasına kadar şan öğretimi büyük ölçüde imge ve benzetme diline dayanıyordu: sesi öne gönder, nefesi aşağı al, maskede söyle. Bu dil işe yarar ancak kursiyerden kursiyere farklı anlaşılır ve yanlış anlaşıldığında düzeltilmesi güçtür.
Anatomi ve fizyoloji bilgisinin öğretime girmesi bu belirsizliği azalttı. Ses tellerinin nasıl çalıştığı, gırtlağın hangi kaslarla hareket ettiği, diyaframın gerçekte ne yaptığı ve rezonansın nerede biçimlendiği anlatılabilir hâle geldi. Böylece imge dili tek başına kalmadı.
İki dilin birlikte kullanılması bugün yerleşik yaklaşımdır. Anatomik açıklama nedeni verir, imge ise uygulamayı kolaylaştırır. Yalnız anatomi ile çalışan bir kursiyer tekniği bilir ama uygulamakta zorlanır; yalnız imge ile çalışan kursiyer uygulayabilir ama yanlış yöne saptığında kendini düzeltemez.
Hangi kursiyere hangi dilin daha uygun olduğu değişir. Teknik geçmişi olan yetişkinler anatomik açıklamayı hızla kavrar; çocuklar ve gençler imge diliyle daha çabuk yol alır. Bu yüzden derste kullanılan dil kursiyere göre seçilir, sabit bir tercih olarak dayatılmaz.
Anatomi bilgisinin sınırı da kabul edilir. Ses üretiminin birçok ayrıntısı doğrudan denetlenemez; ses telleri bilinçli olarak hareket ettirilemez, gırtlak kasları tek tek yönlendirilemez. Bilgi bu noktada neyin denetlenebilir olduğunu ayırt etmeye yarar.
Şan derslerimizde her teknik düzeltme iki dille birlikte verilir: ne olduğu ve nasıl hissedileceği. Kursiyer nedenini bilerek çalıştığında, iki ders arasındaki altı günde kendi kendini denetleyebilir hâle gelir.