Semiha Berksoy, Türkiye'de opera sanatının ilk kuşak icracılarındandır ve uluslararası sahnelerde yer alan ilk Türk opera sanatçısı olarak anılır. Onun kariyeri, Cumhuriyet döneminde müzik eğitiminin kurumsallaşmasıyla aynı yıllara denk gelir.
Bu denklik rastlantı değildir. Opera icracılığı tek bir yetenekle kurulmaz; konservatuvar, orkestra, sahne, koro ve eşlikçi gerektirir. Bir ülkede opera geleneğinin oluşması, bu kurumların birlikte kurulmasına bağlıdır ve Berksoy'un kuşağı bu kuruluşun içinde yer almıştır.
Türkçe opera dağarının oluşması da aynı dönemin konusudur. Yerli bestecilerin yazdığı eserlerin sahnelenmesi, hem dağarı genişletmiş hem de Türkçenin opera söyleyişindeki davranışını sınamıştır. Bu sınama teknik bir konudur: her dilin kendi ünlü ve ünsüz düzeni, söyleyişi farklı biçimde zorlar.
Türkçede opera söylemek belirli güçlükler taşır. Sözcük sonlarındaki ünsüzler ve ünsüz kümeleri legatoyu zorlar; vurgu düzeni İtalyanca'dan farklıdır ve prozodi kararları ayrı ayrı verilmek zorundadır. Bu yüzden Türkçe eser çalışması ayrı bir başlık olarak ele alınır.
Berksoy'un kariyeri aynı zamanda uzun soluklu bir icracılığın örneğidir. Sahnede uzun süre kalabilmek yalnız tekniğe değil dağar seçimine, ses sağlığına ve çalışma düzenine de bağlıdır; bu üçü birlikte yürümediğinde kariyer kısalır.
Şan derslerimizde Türkçe opera ve sanat müziği eserleri, prozodi ayrıntılarıyla birlikte çalışılır. Hangi hecenin hangi vuruşa düştüğü ve ünsüz kümelerinin nasıl sıkıştırılacağı nota üzerine işaretlenir.