Şan öğretimi uzun süre yazılı olmayan bir bilgiydi. Usta öğrencisine gösterir, öğrenci taklit eder, bilgi kuşaklar arasında elden ele geçerdi. Bu düzenin avantajı doğrudan denetim, dezavantajı ise bilginin yayılamaması ve ustayla birlikte kaybolabilmesiydi.
On dokuzuncu yüzyıl bu düzeni değiştirdi. García'nın 1840 tarihli incelemesi, Vaccai'nin 1832'de yayımlanan pratik metodu, Concone'nin elli dersi ve Panofka'nın yirmi dört vokalizi gibi kaynaklar bilgiyi yazıya ve baskıya taşıdı. Vaccai'nin metodunun on üç dile çevrilip yüze yakın baskı yapması bu yayılmanın ölçüsünü gösterir.
Yazıya geçişin kazancı erişimdir. Bir öğrenci artık ustanın bulunduğu şehirde olmak zorunda değildi; metot kitapları üzerinden çalışabilir, farklı ekollerin yaklaşımlarını karşılaştırabilirdi. Bu, şan eğitiminin coğrafi olarak yayılmasını sağladı.
Kaybedilen şey ise geri bildirimdir. Bir alıştırmanın doğru yapıldığı, ancak dışarıdan dinleyen biri tarafından doğrulanabilir; kursiyer kendi sesini kafasının içinden duyar ve bu duyum dışarıdan işitilenle aynı değildir. Kitap bu boşluğu doldurmaz.
Bugünün kursiyeri için denge şöyle kurulur: kaynaklar okunur ve alıştırmalar bilinir, ancak uygulamanın denetimi derste yapılır. Kayıt cihazı bu dengeyi kısmen kursiyerin lehine çevirir; kendi kaydını dinleyen kursiyer kendine dışarıdan bakabilir.
Şan derslerimizde kaynak kitaplar kursiyerin düzeyine göre önerilir. Alıştırmaların neden yapıldığı anlatılır; böylece kursiyer iki ders arasında kendi başına çalışırken doğru alıştırmayı doğru amaçla seçebilir.