Şan öğretimi uzun süre imge ve benzetme diliyle yürüdü: sesi öne gönder, nefesi aşağı al, maskede söyle. Bu dil işe yarar ancak kursiyerden kursiyere farklı anlaşılır; yanlış anlaşıldığında düzeltilmesi güçtür.
Yirminci yüzyılda ses biliminin gelişmesi bu belirsizliği azalttı. Ses tellerinin nasıl çalıştığı, gırtlağın hangi kaslarla hareket ettiği ve rezonansın nerede biçimlendiği ölçülebilir hâle geldi. Richard Miller gibi pedagoglar tarihsel öğretiyi bu araştırmaların ışığında yeniden açıkladı.
Kurumsal adımlar da atıldı. Miller, bir müzik bölümü içinde yer alan ilk akustik laboratuvarını Oberlin Konservatuvarı'nda kurmuştur. Ingo Titze'nin yönettiği National Center for Voice and Speech gibi merkezler ise ses üretiminin fiziğini ayrıntılı biçimde inceledi.
Bu bilginin pratik karşılığı somut oldu. Ses yolunun kısmen kapatıldığı alıştırmaların neden işe yaradığı açıklandı: ağızdaki sabit basınç ses tellerini elverişli konumda tutar, titreşim eşiği basıncını düşürür ve teller arasındaki çarpışma yükünü azaltır.
Bilimin sınırı da kabul edilir. Ses üretiminin birçok ayrıntısı doğrudan denetlenemez; ses telleri bilinçli olarak hareket ettirilemez. Ölçüm kulağın yerine geçmez, kulakla verilen kararın nedenini anlamaya yarar.
Şan derslerimizde her teknik düzeltme iki dille birlikte verilir: ne olduğu ve nasıl hissedileceği. Nedenini bilen kursiyer iki ders arasında kendi kendini denetleyebilir hâle gelir.