Türk musikisinde meşk, eserin ve üslubun ustadan öğrenciye birebir aktarılmasıdır. Usta eseri söyler, öğrenci tekrar eder; bu döngü eser ezberlenene ve tavır yerleşene kadar sürer. Yazı bu düzende yardımcı bir araçtır, taşıyıcı değildir.
Bu yöntemin en büyük avantajı notaya yazılmayanın aktarılmasıdır. Süsleme biçimleri, perdelerin üzerinde durma süreleri, geçki noktalarındaki vurgular ve sözün ezgiye yerleşme biçimi nota üzerinde tam olarak gösterilemez; meşk bunları doğrudan taşır.
Münir Nurettin Selçuk'un eğitimi bu geleneğin işleyişini gösterir. Sesi küçük yaşta fark edilmiş, ilk dersleri babasından almış, ardından dönemin önemli meclislerine katılarak klasik üslubu buralarda öğrenmiştir; hocaları arasında Edhem Nûri Bey, Zekâizâde Hâfız Ahmed Bey ve Bestenigâr Ziyâ Bey anılır.
Meşkin dezavantajı ölçek sorunudur. Bir usta sınırlı sayıda öğrenci yetiştirebilir ve aktarım coğrafi olarak yayılmaz. Ayrıca bilgi kayda geçmediğinde ustayla birlikte kaybolma riski taşır. Notanın ve kaydın yaygınlaşması bu riski azalttı.
Bugünkü uygulamada iki yol birleşir. Eser notadan öğrenilir, üslup kayıtlardan ve eğitmenin doğrudan gösteriminden alınır. Bu birleşme meşkin yerini almaz ancak ölçek sorununu çözer; kursiyer hem yazıya hem kulağa dayanarak çalışır.
Şan derslerimizde Türk musikisi dağarı üzerinde çalışan kursiyerlerde eğitmenin doğrudan gösterimi ve kayıt dinleme birlikte işlenir. Nota iskeleti verir; tavır bu iki yolla taşınır.