Kani Karaca, Türk dinî musikisinin yirminci yüzyıldaki önemli icracılarındandır. Bu alanda ses kullanımı, sahne ve salon icracılığından birkaç yönden ayrılır ve bu ayrımlar teknik sonuçlar doğurur.
Birinci ayrım mekândır. Dinî musiki çoğunlukla yankısı uzun mekânlarda icra edilir. Uzun yankı, cümleler arasındaki boşlukları doldurur ve hızlı geçitleri bulanıklaştırır; bu yüzden tempo doğal olarak yavaşlar ve cümle sonlarına daha çok yer bırakılır.
İkinci ayrım eşliksizliktir. Çalgı eşliği olmadığında perdeyi tutan tek şey icracının kendi kulağıdır. Uzun bir icra boyunca karar perdesinin korunması, eşlikli söyleyişten belirgin biçimde daha zordur ve ayrı bir çalışma gerektirir.
Üçüncü ayrım metnin ağırlığıdır. Güftenin anlamı icranın merkezinde olduğu için söyleyiş anlaşılırlığı her şeyin önünde gelir; süsleme, metnin anlaşılmasını engellemeyecek ölçüde kullanılır. Bu, süslemenin çok kullanıldığı bazı dünyevi dağarlardan farklı bir tercihtir.
Hafızlık geleneğinin bu alandaki yeri de anılır. Metnin ezberden ve doğru telaffuzla okunması üzerine kurulu uzun bir eğitim geleneği, ses terbiyesini de beraberinde getirir; nefes yönetimi, cümleleme ve anlaşılırlık bu eğitimin doğal sonuçlarıdır.
Şan derslerimizde eşliksiz söyleyiş ve yankılı mekân, ayrı ayrı çalışılan başlıklardır. Kursiyer akort referansı olmadan uzun bir cümleyi tutmayı ve yankının cümleleme üzerindeki etkisini hesaba katmayı öğrenir.