Türkiye'de ses eğitiminin kurumsallaşması Cumhuriyet döneminin konusudur. Konservatuvarların açılması, orkestraların kurulması, opera ve bale topluluklarının oluşturulması ve müzik öğretmeni yetiştiren kurumların yapılandırılması aynı dönemde yürütülmüştür.
Bu kurumların birlikte kurulması zorunluydu. Opera icracılığı tek bir yetenekle yürümez; orkestra, koro, sahne, eşlikçi ve dağar gerektirir. Bir ülkede opera geleneğinin oluşması, bu bileşenlerin aynı anda var olmasına bağlıdır.
Türkçe dağarın oluşturulması ikinci başlıktı. Yerli bestecilerin yazdığı eserlerin sahnelenmesi hem dağarı genişletmiş hem de Türkçenin opera söyleyişindeki davranışını sınamıştır. Bu sınama teknik bir konudur; her dilin ünlü ve ünsüz düzeni söyleyişi farklı zorlar.
Üçüncü başlık öğretmen yetiştirmekti. Ses eğitimi veren kişinin kendisinin de yetişmesi gerekir; bu, kurumsallaşmanın en yavaş ilerleyen kısmıdır çünkü bir kuşak beklemek gerekir. Yurt dışında eğitim almış icracıların dönüşü bu süreci hızlandırmıştır.
Geleneksel musiki eğitiminin bu yapı içindeki yeri ayrı bir tartışma konusudur. Meşk yoluyla aktarılan bir bilginin kurumsal eğitime taşınması, yöntem uyarlaması gerektirir; nota, solfej ve sınav düzeni geleneğin aktarım biçimiyle her zaman kolay uyuşmaz.
Şan derslerimizde konservatuvar ve müzik okullarına hazırlık ayrı bir program olarak yapılır. Kurumsal sınavların ölçtüğü başlıklar ile bireysel şan dersinin başlıkları örtüşür ancak birebir aynı değildir; hazırlık bu farkı gözetir.