İtalyanca'da güzel şarkı anlamına gelen bel canto, bugün sık sık bir teknik yöntem adı gibi kullanılır. Oysa terim öncelikle bir dönemi ve o dönemin icra anlayışını anlatır; Rossini çağı çevresinde şekillenen ve on dokuzuncu yüzyıl boyunca sürdürülen bir gelenektir.
Bu geleneğin yazıya geçtiği en bilinen metin, Manuel García II'nin 1840'ta Paris'te yayımlanan iki bölümlü şan incelemesidir. Metnin dayanağı García'nın babası ve kız kardeşinin kariyerleri ile çağdaşlarının deneyimidir; yani inceleme bir kuram kitabı değil, yaşayan bir uygulamanın kaydıdır.
Geleneğin ayırt edici nitelikleri sayılabilir: legato hattının sürekliliği, süslemelerin ve trilin dağarın yazılı parçası olması, ses alanının eşit biçimde geliştirilmesi ve dinamik denetimi. Bu niteliklerin tamamı ses sağlığıyla uyumlu bir söyleyiş anlayışına dayanır.
Yanlış kullanımın en yaygın biçimi, bel cantoyu yalnız yüksek ve güçlü söylemekle eşitlemektir. Gelenek tam tersini içerir: yumuşak söyleyişin ve dinamik ayrımın ustalık ölçütü sayıldığı bir anlayıştır. Tek bir nota üzerinde sesi büyütüp yeniden küçültmek bu ölçütün klasik sınavıdır.
İkinci yanlış kullanım terimi bir marka gibi kullanmaktır. Bel canto bir kurs adı ya da bir yöntemin ticari adı değildir; tarihsel bir dönemi ve onun icra ölçütlerini anlatır. Bu ayrımı bilmek, kursiyerin okuduğu kaynakları doğru yerleştirmesini sağlar.
Şan derslerimizde bel canto dağarı ve ölçütleri, tarihsel çerçevesiyle birlikte anlatılır. Kursiyer terimi duyduğunda neyi tarif ettiğini bilerek çalışır; süsleme, tril ve dinamik denetimi bu dağarın gereği olarak ele alınır.