Bekir Sıtkı Sezgin, klasik Türk müziği ses icracılığında üslup ve tavır tartışmalarının merkezinde yer alan isimlerden biridir. Akademik çalışmalarda icrası, Münir Nurettin Selçuk ve Meral Uğurlu gibi isimlerle karşılaştırmalı olarak incelenmiştir; bu karşılaştırmalar üslup ve tavır özelliklerinin ölçülebilir yönlerini ortaya koymayı hedefler.
Üslup ile tavır ayrımı bu alanda temel bir kavram çiftidir. Üslup, bir dönemin ya da ekolün genel icra anlayışını; tavır ise icracının kendine özgü söyleyiş biçimini anlatır. Aynı eseri iki icracı aynı üslupta ancak farklı tavırla söyleyebilir.
Bu ayrım kursiyer için doğrudan pratik sonuç doğurur. Bir eser öğrenilirken önce üslup, sonra tavır gelir; üslup öğrenilmeden geliştirilen kişisel bir tavır çoğu zaman dağarın dışına düşer. Bu yüzden derste ilk aşamada kayıt dinleme ve taklit yer alır.
Kayıt dinlemenin yöntemi de öğretilir. Aynı eserin farklı icracılardan birkaç kaydı dinlendiğinde hangi ayrıntının üsluba, hangisinin icracının kendi tavrına ait olduğu ayırt edilebilir hâle gelir. Tek bir kaydı taklit etmek ise tavrı üslup sanmaya yol açar.
Makamsal icrada tavrın taşıyıcıları bellidir: süsleme biçimleri, perdelerin üzerinde durma süreleri, geçki noktalarındaki vurgular ve sözün ezgiye yerleşme biçimi. Bunların hiçbiri notada tam olarak yazılı değildir; bu yüzden dağar kulakla aktarılır.
Şan derslerimizde Türk müziği dağarı üzerinde çalışan kursiyerler için kayıt dinleme düzenli bir bölümdür. Her eser için birkaç farklı icra dinlenir ve üslup ile tavır ayrımı birlikte konuşulur.