Aşıklık geleneğinde icracı aynı zamanda sözün sahibi ya da taşıyıcısıdır. Ses bu düzende bir gösteri aracı değil, metni aktaran bir araçtır; söyleyiş biçimi metnin anlamına ve ölçüsüne göre kurulur.
Bu önceliğin teknik sonuçları vardır. Anlaşılırlık her şeyin önünde gelir; süsleme, sözü gölgelemeyecek ölçüde kullanılır. Tempo metnin okunabilmesine göre belirlenir ve uzun süslemeli geçitler bu gelenekte dağarın merkezinde değildir.
İkinci sonuç eşliksizliğe yakınlıktır. Çalgı çoğunlukla icracının kendi elindedir; bu, çalgı ile ses arasındaki zamanlamanın tek bir kişide birleşmesi anlamına gelir. Dikkat paylaşımı bu icranın temel teknik güçlüğüdür.
Üçüncü sonuç doğaçlamadır. Bu gelenekte metin ve ezgi her icrada birebir aynı olmayabilir; kalıplar üzerinden yeniden kurulur. Bu esneklik, notaya dayalı bir çalışmayla değil kalıpların içselleştirilmesiyle kazanılır.
Dördüncü sonuç açık hava koşullarıdır. Meydan ve açık hava icrası, kapalı salon icrasından farklı bir taşıma gücü ve dayanıklılık ister. Bu koşullarda söyleyiş doğal olarak daha yüksek şiddette ve daha kalın tınıyla kurulur.
Şan derslerimizde bu gelenekten gelen ya da bu dağara yönelen kursiyerlerde çalgı ile ses arasındaki dikkat paylaşımı ayrı ayrı çalışılır. Diksiyon ve anlaşılırlık ise bu dağarda ilk başlıktır.