Alaeddin Yavaşça, klasik Türk müziğinin yirminci yüzyıldaki önemli isimlerinden biridir. İcracılığı, bestekârlığı ve öğretmenliği bir arada yürütmüş; aynı zamanda hekimlik mesleğini sürdürmüştür. Bu ikili birikim, ses sağlığı ile icra arasındaki ilişkiyi doğrudan konuşabilmesini sağlamıştır.
Bir hekimin şan alanında bulunması rastlantı değildir. Ses üretimi anatomik bir olaydır; ses tellerinin sağlığı, solunum düzeni ve yorgunluğun fizyolojik sınırları icracının doğrudan işidir. Bu bilginin icracının kendisinde bulunması, sağlıklı bir kariyerin süresini belirleyen etkenlerden biridir.
Yavaşça'nın bestekârlığı da öğreticidir. Ses için yazılan bir eser, o sesin sınırlarını ve rahat bölgesini bilerek kurulduğunda icra edilebilir olur. Bestekârın icracı olması, yazının ses için elverişli olmasını sağlayan etkenlerden biridir.
Türk müziği dağarında ses için yazılmış eserlerin çokluğu bu yüzden anlamlıdır. Dağar büyük ölçüde insan sesi merkeze alınarak kurulmuştur; makamların seyri, usullerin yapısı ve güftelerin yerleşimi bu merkezle uyumludur.
Öğretmenlik yönü ise aktarım geleneğine bağlanır. Klasik Türk müziğinde bilgi uzun süre meşk yoluyla, ustadan öğrenciye aktarıldı. Bu aktarımın kurumsal eğitimle birleşmesi yirminci yüzyılın konusudur ve Yavaşça bu birleşmenin içinde yer alan isimlerdendir.
Şan derslerimizde ses sağlığı, teknik başlıklarla aynı düzeyde ele alınır. Uyku, su, konuşma yükü ve yorgunluk dönemlerinde nasıl çalışılacağı derste konuşulur; hastalık sırasında ses çalışması yapılmaz.